Çok Erken Gittin Sevdiğim
ÇOK ERKEN GİTTİN SEVDİĞİM
Birini gördüm bugün,
terminalin kuytu bir köşesinde,
bir bankta oturmuştu sessizce.
Bir elinde kurumuş bir gül,
bir elinde kapağı eskimiş,
el yazması bir şiir defteri vardı.
Kapağında şu yazıyordu:
“Senin için, bu bütün şiirler…”
Kız bir yandan gülümsüyor,
bir yandan gözyaşları boşalıyordu.
Sanki gülüşü geçmişinden,
gözyaşları yarınlarından kalmıştı.
Yanından geçerken
yalnızca bir cümlesini duydum;
başını eğmiş,
kurumuş güle bakarak dedi ki:
“Çok erken gittin sevdiğim…
Hem de çok erken…”
O an sustu içimde her şey.
Terminalin kalabalığı kayboldu,
insanların sesleri kesildi.
Bir anda yıllar evveline gittim…
Ben de böyle kaybetmiştim seni.
Ben de bir gün
arkandan öylece kalakalmıştım.
Ne söyleyecek son bir sözüm olmuştu,
ne de sana sarılmaya yetmişti zaman.
O kızın elindeki kurumuş gül
bana seni hatırlattı.
O eski şiir kitabı
senin bana bıraktığın cümleleri…
Ve cebime dokundum sonra,
yıllardır çıkarmadığım mendile.
Hâlâ benim için,
ellerinle hazırladığın
o mendil cebimde sevdiğim.
Belki küçücük bir mendil…
Ama içinde koskoca bir sen varsın.
Bir ömürlük kokun,
birkaç damla gözyaşım
ve sana söyleyemediğim
binlerce cümle var.
Bugün o kızı gördüm ya,
sanki yıllar sonra
kendi yasımı yeniden tuttum.
O “çok erken gittin” dedi,
ben içimden sana söyledim:
Sen de çok erken gittin sevdiğim…
Hem de öyle erken gittin ki,
ben hâlâ seni bekleyen
o eski adamım.
Terminalden ayrılırken
arkama dönüp bir daha baktım.
Kız hâlâ banktaydı.
Gül hâlâ elindeydi,
şiir kitabı dizlerinin üstünde…
Ben de elim cebimde,
senin mendiline dokunarak yürüdüm.
İki yabancıydık belki…
Ama aynı acının
iki ayrı tarafında oturuyorduk.
O, sevdiğini uğurlamıştı.
Ben, yıllar önce seni…
Ve ikimizin de dilinde
aynı cümle vardı:
“Çok erken gittin sevdiğim…
Hem de çok erken…”
Süleyman Özgüven